Yüksek frekansta titreşim veren cihaz yardımıyla yapılan vibrasyon tedavisi veya diğer bir deyişle titreşim tedavisi omurga yumuşak doku ve eklem rahatsızlıklarında etkilidir. Cilt altı yumuşak doku, kas içerisinde ve eklem çevresinde kan dolaşımını artırıcı ve biyostimulan etkisiyle ödemin giderilmesine ve iyileşmeye katkısı vardır. Özellikle bel-boyun fıtıklarında traksiyon tedavileri ve diğer tedaviler ile birlikte kombine edilebilmektedir. Titreşim tedavisi genellikle uygulanacak bölgeye göre 6 dakika uygulanmaktadır. Çoğunlukla haftada iki- üç olmak üzere 5 seans olarak tedavi düzenlenmektedir Uygulama boyunca herhangi bir ağrı hissedilmez. Özellikle ani kas ağrısında kullanılabilir. Titreşim tedavisi omurga fıtıklarının kombine tedavilerinde çok önemli katkıda bulunmaktadır. Hasta için oldukça kolay ve etkili tesir yaratabilen bir yöntemdir.
Paravertebral Ozon Enjeksiyonu
Paravertebral ozon tedavisi, bel (lomber ) , sırt ( torokal ) ve boyun ( servikal ) fıtıklarında ozon-oksijen karışımının omurganın iki yanındaki kaslar içine enjekte edilmesi şeklinde yapılır. Uygulama bir dakikadan az süren bir işlem olup haftada 2-3 arasında değişen sayıda yapılır. Genellikle traksiyon tedavileri ile kombine edilir ve bu şekilde çoğu hastada 5 seanslık bir enjeksiyon kürü yeterli olur. Enjeksiyon sırasında hastada hastaya bağlı olarak değişen derecede yanma şeklinde ağrı olmakla birlikte bir iki dakika içerisinde düzelir. Kombine tedavilerde genellikle omurga çevresine 5 microgr./ml konsantrasyonda 20 ml ozon oksijen karışımı farklı noktalara dağıtılarak uygulanır. Uygulandığı bölgede kan dolaşım artırıcı, ödem giderici ve anti-inflamatuvar etki göstererek fayda sağlar. Uygulama oldukça güvenlidir.
Kas- İskelet Ultrasonografisi – MSK USG
Kas iskelet ve yumuşak doku hastalıklarının tanısında Muskuloskletal ultrasonografi (MSK- USG) çok önemli bir role sahiptir. Ultrasonografi tanının yanı sıra hastalığın tedavi sonucu ve olası komplikasyonlarının takibinde de önemli rol oynar. Ultrasonografi ile görüntüleme ses dalgalarından yararlanılarak yapılır. İnsan kulağının duyamayacağı frekansta ses dalgaları problar vasıtasıyla vücuda gönderilir ve ilgili organlardan yansıyan ses dalgaları ekranda görüntü oluşturur.
Ultrasonografi kolay ve hızlı uygulanabilir olması, radyasyon içermemesi ve ucuz maliyeti nedeniyle kas-iskelet lezyonlarında tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. Özellikle yüksek çözünürlüklü propların devreye girmesiyle birlikte başta romatolojik hastalıklar olmak üzere yüzeyel doku patolojilerinde tanı değeri günden güne yükselen bir yöntem olmuştur. Ultrasonografide kemik gibi sert dokular beyaz, kistik organlar siyah, yumuşak dokular ise grinin tonları şek- linde görülür.Gelişen teknoloji ile birlikte kan damarlarındaki sıvının yönü ve hızı renkli Doppler ultrasonografi (RDUS) inceleme ile yapılabilir hale gelmiştir. Renkli Doppler USG’de cihaza doğru olan akımlar kırmızı, cihazdan uzaklaşan akımlar ise mavi olarak görülür. Özellikle tümör ve enfeksiyon ayrımında Doppler USG oldukça faydalıdır.
Gövde Ve Sırt Kaslarının Önemi
Gövde Kas Sistemi vücudun dengede durmasında ve gövde hareketlerinin sağlanmasında görevlidir. Gövde ve uzuvların çeşitli hareketlerine uyum sağlayabilmek için, karın ve sırt kas sistemi gövdeye destek olur. Bu kasların esas görevi, dik duruşun korunmasıdır. Omurga, bu açıdan yelkenli bir geminin direğini andırır; bir destek sistemi içerir ve leğen kemiği üzerinde dik pozisyonda durur. Omurganın her iki tarafında bulunan ve gövdenin arka grubunda çok sayıda kas yer almaktadır. Bu kaslar gruplar yada demetler halinde uzunlamasına ve kısmen de eğik olarak yerleşmişlerdir ve omurga boyunca yukarıya doğru uzanırlar, geçtikleri bölgeye göre isim alırlar.Karın kas sistemi ise bir kaç yassı kas tabakası içerir. Bunlar göğüs kafesinden leğen kemiği üst sınırlarına kadar uzanır. Karın kasların gövde hareketi dışındaki diğer işlevleri arasında, karın organlarını korumak ve solunuma yardım etmek de vardır. Omurgayı oluşturan omurlar arasındaki hareketler 3 düzlemde gerçekleşir. Öne -arkaya bükülme, sağa- sola bükülme ve dönme hareketleri ile omurga üç düzlemde hareket etmiş olur.Omurgadaki hareketin büyük bölümü boyun ve bel bölgelerinde gerçekleşir. Göğüs omurgasındaki hareketler kaburgalar nedeniyle kısıtlanmıştır. Kuyruk ve kuyruk sokumu bölgelerinde hareket yoktur. Hareket oluşturan kaslar genelde omurganın önünde yada arkasındadır. Karın ve sırt kas sistemi, kas lifi demetlerinin farklı diziliminden kaynaklanan dinamik bir gerilim ile gövdeyi destekler. Bu durum, karmaşık hareketlerin geniş bir yelpaze içinde gerçekleşmesine izin verir.
Karboksiterapi
Karboksiterapi Nedir ?
Karboksiterapi, Karbondioksit (CO2) gazının tedavi amaçlı deri altına enjekte edilerek dolaşımın ve dokudaki bölgesel metabolizmanın hızlandırılması işlemidir. CO2 gazı, ilk olarak 1930 (Royat termallerinde, Fransa) yılından itibaren günümüze kadar tıbbın hizmetinde kullanılmaktadır.
Nasıl Etki Eder ?
Karbondioksit ( CO2) gazının bölgesel olarak deri altı veya deri içerisine uygulanması şeklinde gerçekleştirilen karboksiterapi birçok patolojinin tedavisinde kullanılmaktadır. Uygulandığı bölgede damar genişlemesi ile birlikte mikrosirkülasyon hızla aktive edilmektedir. Kan akımının bu şekilde artmasıyla dokunun oksijenizasyonu artmakta ve iyileşme hızlanmaktadır.
Nasıl Uygulanır ?
Karboksiterapi klinik ortamında özel dozimetre aparatı ile mikro-enjeksiyonlar şeklinde uygulanmaktadır. Uygulama son derece basit olmakla birlikte, karbondioksit gazının cilt altı doku içine 30G ‘lik (0.3 mm) bir enjektörle enjekte edilmesi prensibine dayanır. Enjekte edilen gaz, yakınlardaki doku tarafından emilir (absorbe edilir). Bazı hastalar enjeksiyon bölgelerinde hafif bir sızı hissedebilirler. Bu genellikle birkaç saniyeden uzun sürmez. Dolaşımın hızlanmasına bağlı olarak ta 10-20 dakika süre ile hafif bir sıcaklık hissi oluşabilir.
Nelere Dikkat Etmek Gerekir ?
Tedavi sonrası 4 saat süreyle banyo, yüzme ve sauna önerilmez. Tedaviyi izleyen dönemlerde yarım saat süreyle bölgesel travmadan kaçınmak gerekir. Bunun dışında kişiler kendi aktivitelerine devam edebilirler.
Hangi Rahatsızlıklarda Kullanılır ?
CO2 gazı renksiz, kokusuz bir gaz olup, yaşayan canlıda en son oluşan metabolik atıklardan biridir.Vücudumuz istirahat ortamında dakikada yaklaşık 200 ml. CO2 üretmektedir. Bu miktar, fiziksel egzersiz sırasında 10 katına kadar çıkabilmektedir. Dokularda ürettiğimiz bu gazı akciğerlerimizden atmaktayız.Bu nedenlerden ötürü karboksiterapinin önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır. Bazen enjeksiyon yerlerinde hafif morluklar oluşabilmekle birlikte bu etki de geçicidir.Tıpta karbondioksit gazı, kapalı ameliyat olarak da bilinen “laporoskopi” ameliyatlarında da batın içini şişirmek için yüksek hacimlerde uygulanmaktadır.
Ortopedi, spor hekimliği ve fiziksel rehabilitasyonlarda kullanım alanı bulan karboksiterapi bölgesel lipolitik ( yağ eritici ) , mikrosirkülasyon artırıcı ve doku oksijenizasyon artıtrıcı etkileri ile dolaşım bozuklukları, bazı cilt rahatsızlıkları ( cilt çatlakları, sedef, selülit tedavisi ) ve bölgesel zayıflatma amaçlı kullanılabilmektedir.
Eklem ve yumuşak doku hastalıklarında 10- 2o dk süren karboksiterapi haftada 1-2 olacak şekilde toplamda 6-15 seans uygulanır.
Karboksiterapi tek başına uygulanabileceği gibi uygun diğer tedavi yöntemleri ile birlikte uygulanabilir.



