Kas- İskelet Ultrasonografisi – MSK USG

Kas iskelet ve yumuşak doku hastalıklarının tanısında Muskuloskletal ultrasonografi (MSK- USG) çok önemli bir role sahiptir. Ultrasonografi tanının yanı sıra hastalığın tedavi sonucu ve olası komplikasyonlarının takibinde de önemli rol oynar. Ultrasonografi ile görüntüleme ses dalgalarından yararlanılarak yapılır. İnsan kulağının duyamayacağı frekansta ses dalgaları problar vasıtasıyla vücuda gönderilir ve ilgili organlardan yansıyan ses dalgaları ekranda görüntü oluşturur.

Ultrasonografi kolay ve hızlı uygulanabilir olması, radyasyon içermemesi ve ucuz maliyeti nedeniyle kas-iskelet lezyonlarında tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. Özellikle yüksek çözünürlüklü propların devreye girmesiyle birlikte başta romatolojik hastalıklar olmak üzere yüzeyel doku patolojilerinde tanı değeri günden güne yükselen bir yöntem olmuştur. Ultrasonografide kemik gibi sert dokular beyaz, kistik organlar siyah, yumuşak dokular ise grinin tonları şek- linde görülür.Gelişen teknoloji ile birlikte kan damarlarındaki sıvının yönü ve hızı renkli Doppler ultrasonografi (RDUS) inceleme ile yapılabilir hale gelmiştir. Renkli Doppler USG’de cihaza doğru olan akımlar kırmızı, cihazdan uzaklaşan akımlar ise mavi olarak görülür. Özellikle tümör ve enfeksiyon ayrımında Doppler USG oldukça faydalıdır.

Gövde Ve Sırt Kaslarının Önemi

Gövde Kas Sistemi vücudun dengede durmasında ve gövde hareketlerinin sağlanmasında görevlidir. Gövde ve uzuvların çeşitli hareketlerine uyum sağlayabilmek için, karın ve sırt kas sistemi gövdeye destek olur. Bu kasların esas görevi, dik duruşun korunmasıdır. Omurga, bu açıdan yelkenli bir geminin direğini andırır; bir destek sistemi içerir ve leğen kemiği üzerinde dik pozisyonda durur. Omurganın her iki tarafında bulunan ve gövdenin arka grubunda çok sayıda kas  yer almaktadır. Bu kaslar gruplar yada demetler halinde uzunlamasına ve kısmen de eğik olarak yerleşmişlerdir ve omurga boyunca yukarıya doğru uzanırlar, geçtikleri bölgeye göre isim alırlar.Karın kas sistemi ise bir kaç yassı kas tabakası içerir. Bunlar göğüs kafesinden leğen kemiği üst sınırlarına kadar uzanır. Karın kasların gövde hareketi dışındaki diğer işlevleri arasında, karın organlarını korumak ve solunuma yardım etmek de vardır. Omurgayı oluşturan omurlar arasındaki hareketler 3 düzlemde gerçekleşir. Öne -arkaya bükülme, sağa- sola bükülme ve dönme hareketleri ile omurga üç düzlemde hareket etmiş olur.Omurgadaki hareketin büyük bölümü boyun ve bel bölgelerinde gerçekleşir. Göğüs omurgasındaki hareketler kaburgalar nedeniyle kısıtlanmıştır. Kuyruk ve kuyruk sokumu bölgelerinde hareket yoktur. Hareket oluşturan kaslar genelde omurganın önünde yada arkasındadır. Karın ve sırt kas sistemi, kas lifi demetlerinin farklı diziliminden kaynaklanan dinamik bir gerilim ile gövdeyi destekler. Bu durum, karmaşık hareketlerin geniş bir yelpaze içinde gerçekleşmesine izin verir.

Fasya – Vücudun Az Bilinen Ağsı Yapısı

Fasya (fascia) Latince‘den gelir, “bant” demektir. Fasya hemen deri altından yüzeyel başlayan, tüm vucut organlarını saran ağ şeklinde bir sistemdir. Oldukça organize ağsı bir yapısı vardır. Fasya,  kas ve organları çevreleyerek birbirinden ayırdığı gibi onları sabitleyerek ve destekleyerek korur . Fasya ağsı bağ doku yapısıyla bütün vücudu sarar.  Kemikleri, kas liflerinin, kas gövdesinin, organların, atardamarların, toplardamarların ve sinirlerin etrafını sarar. Organlar günlük yaşamımızda kullandığımız kaslarımızla fasya aracılığı ile bağlantılıdır. Fasya zar sistemi özetle deri altında yüzeyel başlayıp tüm organları saran ağsı bir bağ dokudur. Geniş manada tüm dokuları bir arada tutan 3 boyutlu, örümcek ağına benzer biyolojik bir kumaştır.

Deri altı fasya komuşuluğunda birçok sinir ucuna ev sahipliği yapar. Bu nedenle deri altı zardaki rahatsızlıklar  bulunduğu bölgede ağrı ve hareket kısıtlılığı yanında yansıyan ağrılar da  yapabilmektedir. Fasyanın yapısı daha iyi anlaşıldıkça ortopedik bazı rahatsızlıklardaki bu zar yapının rolü de daha sık sorgulanır hale gelmiştir. Özellikle miyofasiyal ağrı gibi günlük yaşamı büyük oranda olumsuz etkileyen rahatsızlıkların tedavisinde bu zara yönelik tedaviler geliştirilmiştir. ( bkz. IASTM )

Vücut Kompozisyon Analizi

Vücut Kompozisyonu Nedir ?

Vücut kompozisyonu tanımı insan vücudu içerisindeki kemik, kas, yağ ve su oranlarıdır. Bütün bu oranlar Tanita ölçüm cihazı sayesinde biyoelektrik impedans analiz (BIA) teknolojisi ile ölçülebilmektedir.

Vücut Kemik Kitlesi ( Bone Mass )

Sağlıklı kemik yapısı için kalsiyumdan zengin dengeli bir beslenme önemlidir. Bunun dışında düzenli egzersiz kemik sağlığı için gereklidir. İleri yaşlarda osteoporoz gelişmesi bu şekilde önlenebilir. Yanda kiloya göre sağlıklı kemik ağırlık miktarları görülebilir.

Vücut kas Kistlesi ( Muscle Mass )

Çizgili iskelet kaslar, düz kaslar, kalp kası, diğer organ kasları ve kas doku içerisindeki sudan oluşan kitledir. Kas kitlesi enerji tüketen ana yapıdır. Kas oranı arttıkça Bazal Metabolik Oran da artmaktadır. Sağlıklı bir yapı için düzenli egzersizle kas oranını artırmalıyız.

Vücut Yağ Kitlesi ( Fat Mass )

Vücut yağ kitlesinin sağlıklı bir oranda bulunması gerekir. Fazla yağ birçok sağlık sorununu beraberinde getirmekle birlikte az oranda bulunan yağ kitlesi de osteoporoz riskini artırmaktadır.

Vücut Su Oranı ( TBW )

Toplam su miktarının vücut ağırlığına oranıdır. Günde en az 2 litre su tüketimi önerilmektedir. Kadında %45 – 60 , Erkekte % 50-65 oranda normal kabul edilir.

İğnesiz Mezoterapi

Mezoterapi Nedir ?

İlk defa 1952 yılında uygulanan ve günümüzde ortopedi ve travmataoloji alanındaki  uygulamalardan biri olan mezoterapi, cildin altına bazı ilaçların enjekte edilmesi prensibi ile yapılan bir işlemdir. Orta deri tabakasına antinflamatuvar, kas gevşetici, dolaşımı artırıcı ilaçlar, vitamin, mineral, çeşitli enzimler ve aminoasit gönderilmesi şeklinde yapılan bu işlem geleneksel tıp yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Günümüzde  iğnesiz mezoterapi,  iğneli mezoterapiyle aynı etkilere sahip fakat ağrı,sızı ve morarmalara yol açmadan alternatif olarak uygulanan bir yöntemdir.

İğnesiz Mezoterapi Nedir?

İğnesiz mezoterapi elektroporasyon prensibi ile yapılan bir işlemdir. Bu işlemde kullanılan ilaçlar iğne olmadan yani enjeksiyon işlemi yapılmadan cilde gönderilir. Bu işlemde elektriksel akım kullanılır. Elektrik akımları uygulanarak hazırlanan jel karışımın cilt gözeneklerinin içine girmesi sağlanır. Böylelikle jel cildin yağ dokularına kadar ulaşır ve cihaz ciltten çekildiğinde gözenekler tekrar kapanır. İğnesiz mezoterapi işlemi iğneli mezoterapiden çok daha başarılı sonuçlar elde edilmesini sağlayabiliyor. Bunun nedeni ilacın cilt altında çok daha homojen bir şekilde dağılmasını sağlamasıdır. Hangi bölgeye, hangi amaçla uygulanacağına göre hangi ilaçların mezoterapide kullanılacağı da değişir. Enjeksiyon yöntemi ile gerçekleştirilen yani iğneli mezoterapi işleminde kanama, morarma, ağrı, enfeksiyon riski gibi çeşitli yan etkiler bulunur. Ancak iğnesiz mezoterapi işleminde herhangi bir yan etki bulunmaz. Bu nedenle başta iğne korkusu olan kişiler olmak üzere pek çok kişi mezoterapi uygulamasından faydalanabilir. Spor yaralanmaları, kas – iskelet sistemi hastalıkları deri çatlakları ve yara izi tedavilerinde de kullanılır.

İğnesiz Mezoterapi Uygulaması
Bu işlemde genellikle yağda çözünen ilaçlar kullanılır. İlaç karışımının son derece dikkatli bir şekilde hazırlanması gerekir. Çünkü kokteyle eklenen ilaçların birbiri ile uyumlu olması ve olumsuz yönde birbirini etkilememesi gerekir. Mezoterapiden önce kan sulandırıcı ilaçların alımı durdurulmalıdır. Uygulama tamamlandıktan sonra 12 saat boyunca banyo yapılmaması gerekir. Uygulamadan sonra 2 gün boyunca vücudu zorlayan hareketlerden kaçınılmalıdır.

Okumaya devam et İğnesiz Mezoterapi