Spor Yaralanmaları

Sports_Injuries

Vücudun belli bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda dokuların dayanıklılık sınırları aşılabilir. Spor yaparken böyle bir durum olursa yaralanma meydana gelebilir. Spor yaralanmalarına benzer durumlar spor yapmayan kişilerde de ortaya çıkabilir. Günümüzde spor yaralanması sporcuyu sadece fiziksel yönden değil psikolojik olarak da etkilediği bilinmektedir. Sportif etkinlikler sırasında oluşan yaralanmaların ortalama dörtte biri kadarı etkinliğe ara vermeyi ve tedaviye ihtiyaç duyar. Sporcunun yaralanmasına zemin hazırlayabilecek faktörlerin önlenmesi çok önemlidir. Yorgunluk ve aşırı yüklenme, önceden geçirilmiş ve tam tedavi edilmemiş yaralanmalar, kas zayıflıkları, spor araç ve gereçlerdeki yetersizlik, uygun olmayan zemin gibi etmenler sporcu yaralanmalarına zemin hazırlayabilir. Sporcu yaralanmaları akut ( düşme, darbe, burkulma, kırıklar gibi ) ve tekrarlayan hareketlere bağlı mikrotravma ve stres sonucu ortaya çıkan aşırı kullanım yaralanmaları şeklinde iki sınıfa ayrılır.

Dizde İç Yan Bağ Zedelenmesi

knee-injuryDizin içe bakan yan kısmında iç yan bağ bulunur. MCL ( medial collateral ligament ) şeklinde de adlandırılır. İç yan bağ uyluk kemiği ile kaval kemik arasındadır. Zedelenmesi için dizde ciddi bir zorlama olması gerekir. Genellikle futbolcularda dize dıştan darbe alındığı durumlarda medial ( iç yan ) bağ gerilerek zedelenebilir. Zorlanmanın derecesine göre az sayıda lif  zedelenmesinden bağın tam kopmasına kadar yaralanma olabilir. Bağın hafif zedelenmesine MCL sprain diyoruz. Artan kuvvetle bağın derin kısmı olduğu gibi yırtılabilir (MCL ruptür). Bu durumda diz içerisinde ek diğer yaralanmalar da meydana gelebilir. Diz darbeleri sonucu meydana gelen hasarın tespiti için uzman muayenesi ve gerekli tetkiklerin yapılması gereklidir. Hafif ve orta derece iç yan bağ zedelenmeleri ameliyatsız tedavi edilirken, tam yırtıklar cerrahi müdahale gerektirir.

Hipertrofi & Atrofi

atrophyHipertrofi bir doku ya da organı oluşturan hücrelerin boyutlarının artması demektir; Hiperplazi ise, bu hücrelerin sayılarını artması anlamına gelir. Bu olayların her biri ya da ikisinin birlikte olması, ilgili doku veya organın büyümesine neden olur. Hipertrofi ya da hiperplaziye neden olan etkenler iş yükünün artması ve hormonların aşırı uyarılarıdır. Bir organ ya da doku atrofisi ise hücrelerin boyutlarında ve/veya sayısında oluşan azalmadır. Birçok sebep buna yol açabilir. Yerel atrofi bir tarafın kullanılmamasına, kan dolaşım bozukluğuna, basınca, hormonal veya sinirsel uyarı azlığına bağlı gelişebilir. Örneğin belirli kasların zorunlu olarak hareketsiz bırakılması, bu kasların boyutlarında kısa zamanda küçülmeye sebep olur. Alçı ile yapılan kırık tedavileri sonrası kas atrofisiyle sıklıkla karşı karşıya kalmaktayız. Bu nedenle alçı tedavisi sonrası kasların fizik tedavi ve rehabilitasyonu; egzersiz programları büyük önem arz etmektedir.

Eklemler

eklemHareketli eklemler, kıkırdakla kaplı iki kemik ucunu içine alan bir kapsül, eklem boşluğu ve bu boşluğu çepeçevre saran synovial zar denilen eklem zarından oluşur. Eklem boşluğunda normal olarak az miktarda kayganlaştırıcı bir sıvı bulunur. Eklemlerin görevi destek olmak ve pasif harekettir. Yaşlanma ile eklem kıkırdağında aşınmalar ve yıpranmalar meydana gelebilir. Osteoartrit ( eklem kireçlenmesi ) denilen bu rahatsızlıkta öncelikle eklem kıkırdağı aşınsa da alttaki kemikte de ikincil değişikler olur. Romatoid artrit denilen romatizmal rahatsızlık ise synovia zarının nedeni bilinmeyen bir iltihabıdır. Oseoartrit ve romatoid artrit eklemlerdeki çok şiddetli ağrıların, sakatlıkların ve iş güçten kalmanın en sık görülen sebepleridir.

Kemik

boneKemikler, damarsal ve biyokimyasal faktörlerden, hormonsal ve beslenme değişiklerinden, enfeksiyon ve travmadan etkilenen canlı dokulardır. Kemik dokusu, kemikleşme ve kireçleşme gibi birbirinden ayrı iki olay sonucu gelişir. Uzun kemiklerde kemikleşen kıkırdaktır. Yani önce kıkırdak gelişir sonra bu yavaş yavaş değişime uğrayarak yerini kemiğe bırakır. Kemik oluşumunda yeterli miktarda kalsiyum ve fosforun bulunması esastır. Bunun için de besinlerle beraber yeterli miktarda inorganik madde ve bunların emilmesini kolaylaştıran D vitaminin alınması, ayrıca paratiroid bezelerinin uygun şekilde çalışması gerekir. Kemiğin oluşmasında C vitamini de gereklidir. Kemiğe oturan kalsiyum orada sürekli kalmaz. Kemik, kalsiyumun kolayca çekilebileceği bir depodur. Parathormon gerektiğinde kalsiyumun kemikten çekilerek kana verilmesini sağlar. Bu şekilde kandaki kalsiyum ve fosfat yoğunluk dereceleri oldukça sabit bir şekilde tutulur.